Lütfü Kırayoğlu; ÇANAKKALE VE ATATÜRK

Çanakkale Savaşları, tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan biri, ayrıca emperyalizmin yüz yıl içinde aldığı en ağır yenilgilerden biridir.

Emperyalizm, kendi zaferlerini destansı şekilde anlatmayı becerirken yenilgilerini halı altına süpürmeyi beceri saymıştır. Bu nedenle koskoca sinema endüstrisi Çanakkale Savaşlarını anlatan pek az eser ortaya koyabilmiştir. Türk sinemasının son yıllarda ortaya koyduğu eserler de tartışmalıdır.

Kitap okumayı bilmeyen, kitap okumanın suç sayıldığı ülkemizde de Çanakkale Savaşları “birilerinin” işine geldiği şekilde halka ezberletilmiştir.

Bugün 18 Mart. Çanakkale Zaferinin en şanlı sayfalarından sadece bir tanesinin 104. yıldönümü. Her günü, her sayfası şanlı bir zaferle süslü, kanla yazılmış bu zaferi bir tek güne indirgemek, son yıllarda moda haline geldi. Bu modayı sürdürenler Mustafa Kemal Atatürk’ü tarih sahnesinden silmeye çalışanlarla aynı siyasi akımın temsilcileri.

18 Mart azametli emperyalist donanmanın Çanakkale boğazını kolaylıkla geçerek İstanbul’a varma hayallerinin sulara gömüldüğü tarihtir. İngiliz, Fransız, İtalyan zırhlılarının kayık boyutundaki Nusrat Mayın Gemisinin döktüğü mayınlar ve kıyı topçusunun açtığı ateşle kağıttan kayıklar gibi yırtılarak boğazın sularına gömüldüğü gündür.

Emperyalizmin savaş maki-nelerinin ve teknolojinin o çağda ulaştığı aşamanın vatan savunması karşısında yenildiği gündür.

Ne var ki Çanakkale savaşları sadece 18 Mart’tan ibaret değildir. 18 Mart Çanakkale’nin denizden geçilemeyeceğinin kesin olarak anlaşıldığı tarihtir. Oysa Çanakkale savaşları tam 10 ay sürmüş, on binlerce askerin kanı ve canı pahasına kazanılmış bir zaferdir. 18 Mart sembol olarak Çanakkale şehitleri Anma Günü ilan edilmiştir.

Çanakkale Savaşları aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıktığı zaman dilimidir. Deniz savaşları olarak gelişen 18 Mart tarihine kadar gelişen bölümde Mustafa Kemal’in doğal olarak görünmemesi, O’nu Çanakkale destanından dışlamaz.

Mustafa Kemal 25 Nisan 1915 günü başlayan kara harekatıyla birlikte askeri dehasını konuşturmaya başlamıştır. Çıkarmanın yapılacağı yeri en doğru olarak saptayan komutan O’dur. 25 Nisan günü başlayan kara savaşları bir ulusun ölüm kalım kavgası verdiği kanlı kader savaşlarıdır ki saldırının başladığı gün Avustralya ve Yeni Zelanda’da Anzak Kutlaması adıyla ulusal tatil günüdür.

Emperyalist saldırganlığın cepheye sürdüğü 2 ulus tarihi yenilgilerini saygı ile anarken, bir zaferin başlangıcını görmeyen, görmek istemeyenler sırf Atatürk adını tarihten silmek adına kara savaşlarının şanlı sayfalarını kapatmakta, onun yerine “yeşil sarıklılar”, “savaş alanını kaplayan ilahi dumanlar” masalları anlatmaktadır.

Çanakkale Savaşının sahneye çıkardığı büyük kahraman savaştan tam 19 yıl sonra 1934 yılında Anzak kutlamaları nedeniyle gönderdiği mesajda Çanakkale topraklarında düşen Anzak askerlerine: “Bu Memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”[ diyerek sahip çıkarken, bazı kendini bilmezler Mustafa Kemal’e aynı cesaretle sahip çıkamamışlardır. Dahası yok saymışlar ve nihayetinde saldırıya geçmişlerdir.

10 ay süren savaşın en önemli sonuçlarından birisi de Çarlık Rusya’sının yıkılarak Sovyetler Birliğinin ortaya çıkması olmuş, Sovyetler Birliği de Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasındaki desteği ile bu doğal sonuca yanıt vermiştir.

Bu kanlı savaşlarda yaşamını yitiren, yaralanan, cesaret gösteren herkesi minnet ve saygı ile anıyoruz. Ayrım gözetmeden.

Çanakkale’ye saldıranların çıkardığı dersleri göremeyen hainlerin aymazlıkları nedeniyle çok şeyler yitirdik. Çanakkale’nin silah gücüyle geçilerek elde edilebilecek çıkarlar, günümüzde ne yazık ki hiç silah kullanılmadan elde edilmiştir. Mehmet Akif Ersoy’un destanını yazdığı Çanakkale şehitlerinin kemikleri sızlamaktadır. Bir türlü koruyamadığımız Çanakkale Şehitliklerinin yönetimini bile İngiltere, Australya ve Yeni Zelanda’dan oluşacak bir konsorsiyum’a vermenin konuşulduğu günleri gördük.

Biz Çanakkale kahramanlarını özlemle anıyoruz. Tıpkı öykü yazarı Osman Şahin’in “Çanakkale Kurşunları” adlı öyküsünde anlattığı gibi:

“Soylar yıkıcısı, mezarlar doldurucusu savaş sona erdi. Tüfeklerin, makinelilerin ağır topların namluları soğudu. Demir alan gemiler deniz ufkunda kaybolup gittiler. Onların dumanıyla kirlenen denizler eski mavisine kavuştu. Yer, toprak, gökyüzü sessizliğe kavuştu. Nice baharlar, yazlar geldi geçti sonra. Kanla, kemikle gübrelenen, yüz binlerce cesedi çürütmek için yorulan toprağın yüzü yoncalanarak yükünden kudurdu. Yamaçlar çiçek çiçek oldu. Gelincik tarlaları kızıl alevler misali dalgalandı. Ağaçların gövdelerindeki kurşun yaraları kapandı. Gölgeler ışıklar oynaştı. Buğdaylar, içlerindeki tazelikleriyle boylandı. Siper üstlerinden bıldırcınlar, keklikler uçuştu. Martı çığlıklarıyla doldu taştı sahiller…”

Lütfü Kırayoğlu

İsmail Saidoğlu

Atatürkçü Düşünce Derneği Orhangazi Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir