ADD Gençlik Kurulu’ndan Şeker Fabrikaları Açıklaması

Atatürkçü Düşünce Derneği Gençlik Kurulu şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamanın tamamı şöyle;

ŞEKER FABRİKALARI ATAMIZIN MİRASIDIR!
BİZ BU MİRASIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ!

14 şeker fabrikamız yok pahasına satılıyor!

TBMM’de daha önce iki kez reddedilen şeker fabrikalarımızın özelleştirilmesi teklifi, şimdilerde kabul edilip Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yok pahasına ihale edilmeye hazırlanıyor. Bu özelleştirme ile yaklaşık 250.000 çiftçimiz işsiz kalacaktır. Mevcut şeker fabrikalarımızda çalışan işçilerimizin kaderi TEKEL işçilerinden farklı olmayacaktır. TEKEL Fabrikalarını satın alan özel işletme, işçilerin çalışmasını 5 yıllığına taahhüt etmişti. Peki sonuç ne oldu? Verilen söz sadece 5 ay tutuldu. Binlerce işçi işsiz kaldı. ‘’Türk Telekom’un özleştirilmesinden sonra 40 kere düşünmeliyiz’’ diyen Maliye Bakanı Sayın AĞBAL, acaba şeker fabrikalarımızın özelleştirilmesini 40 kere düşündü mü? Sayıştay’ın Türk Şeker Fabrikaları bünyesindeki özelleştirmelerin sadece fabrika satışlarından ibaret olmadığını, bu nedenle hatalı uygulamaların birbirine bağlı birçok kesimi olumsuz etkileyeceğini bildirdiği raporu okudu mu?

Ülkemiz; ağır sanayide, ilaç sektöründe, bilişim sektöründe, savunma sektöründe, ileri teknolojide ve daha birçok sektörde dışa bağımlı hale geldi. Bizler, bunlara bir de temel gıda maddesi olan şekerin eklenmesini istemiyoruz. Tüm bu olanları takip ederken, büyük resmi de yüksek bilinçle okuyoruz. Büyük resimde görünen şeker lobileri, büyük resimde görünen rant… Fabrikalarımızın özelleştirilmesini kimler istiyor? Bu sorunun yanıtı gayet net: Nişasta bazlı şeker üreticileri, Cargill firması.

Nişasta bazlı şeker (NŞB), mısırda bulunan nişastanın işlenmesiyle elde edilen glukoz ve fruktoz içeren şekerler olarak tanımlanmaktadır. Mısırdan üretildiği için “mısır şekeri” veya “mısır şurubu” olarak da adlandırılır. Neredeyse yediğimiz içtiğimiz tüm ürünlerde yer alan nişasta bazlı şekerin üretim kotası, Türkiye’de 2001 yılında çıkarılan Şeker Yasası ile yüzde 10 olarak belirlendi. Bakanlar Kurulu kararı ile nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi için 250 bin ton olarak belirlenen kota yüzde 30 oranında artırıldı. Bu kota AB devletlerinde uygulanan kotanın tam 3 katıdır. Yani özelleştirme sadece yoksul Türk işçisini ve çiftçisini işsiz bırakmıyor, aynı zamanda halkımızı zehirliyor ve obezite gibi çağın hastalıklarını tetikleyip vücudumuzdaki şeker metabolizmasını bozarak diyabete davetiye çıkarıyor.

1985 yılından itibaren 218 kuruluşa ait kamu payları ile kamuya ait 21 yarım kalmış tesis, 5 taşınmaz ve 4 elektrik santralı özelleştirme kapsamına alınmıştır. 19 kuruluştaki kamu payları ile 4 elektrik santrali ve 4 taşınmaz daha sonra özelleştirme kapsamından çıkarılmıştır. Bu kuruluşlar arasında yer alan, Denizcilik Bankası, Halkbank ile Türkiye Öğretmenler Bankası, Emlak Bank ile birleştirilmiştir. Boğaziçi Hava Taşımacılığı AŞ. tasfiye edilmiş, AKTAŞ Elektrik, Sümerbank, Başak Sigorta, ETİTAŞ Elektrik İmal. Tesisat A.Ş, Güney Sanayii, Kayseri Elektrik T.A.Ş, MİTAŞ Madeni İnşaat İşleri A.Ş., NURTEK, Oyak Sigorta, SOYTEK Elektrik Santral Tesis ve İşletmesi ve Ticaret A.Ş. ve TGT Elektrik ait paylar ilgili kamu kurumlarına iade edilmiş, Gübre Fabrikaları A.Ş., TÜLOMSAŞ ve TÜVASAŞ ile 4 elektrik santrali ve 4 taşınmaz, herhangi bir özelleştirme işlemine tabi tutulmaksızın kapsamdan çıkarılmıştır. Halen özelleştirme kapsamında 54 kuruluş ve 1 taşınmaz bulunmaktadır. Bu kurumların bizler için önemi ne yazık ki idrak edilemiyor. Neoliberal ekonominin kuklası olmak, devletçi ekonomiye (kurucu ilkelerimize) tercih ediliyor. Turgut Özal döneminde ülkemizin bulaştığı bu hastalık günümüzde hala sıcak para akışını sağlamak adına yapılıyor. Tabi bunun diğer bir açıklaması kendi kendine yetebilen bir ülke olmaktan ziyade dışa bağımlı bir ülke olmayı seçmekten geçiyor.

Ülkemizin üretimden el çekmesi, üretmeden tüketim yapan, emperyalizme açık pazar bir ülke haline gelmesi isteniyor. Oysa Ulu Önder ne yapmıştı? Sümerbank’ı kurmuştu, şeker fabrikalarını ve daha birçok fabrikayı bizzat kendi elleriyle açmıştı. Üreten Türkiye’ydi hayali. Ne demişti? ‘’Her fabrika bir kaledir.’’

Biz de bu bilinçle şeker fabrikalarımıza, Cumhuriyetin mirasına sahip çıkıyoruz. Kurum ve kuruluşlarımızın yeniden devlet idaresine gireceği, sosyal devletin tam anlamıyla sağlandığı ve devletçiliğin yeniden esas alınacağı Tam Bağımsız Türkiye tesis edilene kadar mücadelemiz devam edecek.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
GENÇLİK KURULU

İsmail Saidoğlu

Atatürkçü Düşünce Derneği Orhangazi Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir