Bu Cumhuriyet Bizim, “O” nu Korumalıyız.

Bu Cumhuriyet Bizim, “O” nu Korumalıyız.

Tüm ulusa sesleniyoruz; yeniden bağımsız, ulusal bir yönetim, gerçek demokrasi için ulusalcı siyasi partileri önümüzdeki genel seçimlerde birlik olmaya çağıralım.

Genel Başkanımız Sayın Tansel Çölaşan’ın 28 Şubat 2011 günü Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan yazısı aşağıdadır.

I.     Önce Cumhuriyet bize ne kazandırdı,  Hatırlayalım.

  1. 1. Geri kalmış- parçalanmış- borç  içinde bir din devletinden çağdaş bir ulus devlet yarattık.

   Önce düşmanla savaştık, yendik, siyaseten bağımsız devlet olduk. Ama sömürüden kurtulmak için tek başına Siyasi Bağımsızlık yetmezdi. Onun için devrim dediğimiz uygulamalarla Tam bağımsız bir ülke ve çağdaş bir toplum düzeni kurmaya çalıştık. Her alanda, ekonomik, kültürel, sosyal, askeri, adli, hukuki her alanda bağımsızlık için devrimleri hayata geçirdik. Çünkü her alanda bağımsız olursak; ulusal menfaatlerimizi belirleyebilir, kimseye muhtaç – bağımlı olmadan özgür bir ülke olarak yaşayabilirdik. İşte devrimler bu nedenle yapıldı.

  1. Devrimler demokrasinin alt yapısını oluşturmaya yaradı.

1950’de çok partili siyasi hayata geçmemiz devrimlerle yaratılan bu Altyapı ile oldu. Şimdiçoğunu unuttuğumuz, ders kitaplarında bıraktığımız, elimizden giderse yine sömürge haline gelebileceğimizi, bölünüp parçalanacağımızı düşünmediğimiz kısaca değerini bilmediğimiz Devrimler Türkiye’de Demokrasinin alt yapısını oluşturdu.

   Ama kastedilen, sadece şekli anlamda değil, tüm kuralları ile işleyen gerçek demokrasi idi.

   Bu anlamda demokrasi; şeklen seçime, yani halkın oyuna dayalı, ama aslında halka hizmet vermeyen, onun açlığına, sefaletine, işsizliğine çare olmayan, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan bir düzen değildir. Demokrasi; kişinin temel yaşam hakkından başlayarak tüm hak ve özgürlüklerini, sosyal refahını sağlayan, onu sadakaya muhtaç etmeyen, adaletin tam işlediği, adalete güvenin tam olduğu, herkesin hakkını özgürce arayacağı, adaletin herkese eşit uygulanacağı bir yönetimdir.

Bugün bizde uygulanan demokrasi ise bu anlamda gerçek demokrasi değildir. Bizde demokrasi; şeklen vardır. Yani halkın oyuna dayanmaktadır. Ama gerçekte; onun, halkın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaktır.

  1. Geriye dönelim

(A)    Atatürk Dönemi ( ilk 15 yıl): Bu dönemde Demokrasinin alt yapısı oluşturuldu. AMAÇ:

     (1) Kişinin hak ve özgürlüklerinin bilincinde, hakkını arayacak,  sadakaya muhtaç edilmeden, siyasilerin BOŞ vaatlerine kanmayacak, onları denetleyecek, refah getirmeyeni, haklarını korumayanı (oyu) ile alaşağı edecek kişi; yani KUL DEĞİL BİREY yapmak. Oyuna sahip olmasını sağlamak,Böylece çağdaş bir toplum, bilim ve aklın egemen olduğu toplum düzenini kurmak,

     (2) Devletçi – planlı bir ekonomi ile tarımı, hayvancılığı, sanayii olan, kendine yeten, uluslararası ilişkilerini bağımlı değil, eşit koşullarda düzenleyebilecek bir ülke olmak ve;

     (3) Ulusal bilinç, kültür geliştirilerek bu topraklarda kardeşçe yaşayan AYNI ORTAK AMAÇTA, MUTLULUKTA birleşecek bir ULUS yaratmak.

      Devrimin Amacı bu idi. İlk 15 yılda (kısa dönemde) bu altyapı oluşturulmaya çalışıldı. Atatürkçü Düşünce (Kemalizm) gerçek anlamı ile bütünlüğü bozulmadan, yozlaştırılmadan uygulandı.

(B)  Çok partili siyasi hayata geçince (1950 sonrası): Siyasi partiler (oy) derdine düştü. İktidara gelen gitmek istemedi. Devrimlerden devamlı ödün verdiler. Güçlü, gelişmiş bir ülke olmanın yolununTAM BAĞIMSIZLIKTAN, ULUSALCILIKTAN geçtiğini unuttular.

Devrimleri bütün olarak algılamayı, bağımsızlık olmadan devrimlerin başarıya ulaşamayacağınıgözardı ettiler. Batılı emperyalist ülkelere BAĞIMLI oldular. Onların önerileri doğrultusunda politikalarla Devrimleri yozlaştırdılar. Sonra da toplumda, yönetimde oluşan tüm olumsuzluklarıAtatürkçü Düşünceye, devrimlere fatura ettiler. Onu modası geçmiş ilan ettiler. Bağımsız, ulusalcı yönetim çok yara aldı.

Ama yinede 1950 – 1980 arası ulusal devlet vardı. Devlet planlı ekonomi yürütüyordu. Yatırım yapıyordu. Laik düzen devam ediyordu. Eğitim, Sağlık alanlarında devlet vardı. Henüz yıkıma uğramamıştı.

(C1980 sonrası: ulusal devletin yıkım süreci başladı. Yeni dünya düzeninde sömürgeci dış güçler (ABD – AB) bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri geri bırakmak, sonra da, diledikleri gibi sömürmek, bağımlı kılmak için yeni politikalar belirledi. Nedir bu politikalar?

     (1)    Ülkeyi ekonomik olarak çökertmek- ulusal devleti yok etmek; “İletişim çağı, sınırlar aşıldı, dünya küçüldü, devletin modası geçti, devlet küçülmeli, devlet ekonomiden elini çekmeli, piyasalar kendi düzenini kurar” şeklinde ifade edeceğimiz liberal ekonomi hayata geçirildi. (12 Eylül bunun için yapıldı.)

(2)    Ulus bilincini yok etmek. Bir yandan Etnik, dini ayırımcılığı körüklemek, diğer yandan a-politik, duyarsız bir toplum yaratmak. Böylece ülkeyi bölmek, parçalamak, yönetmek.

       (3)    Bu politikalar 1980 sonrası başladı. Ama hızlanması 2002 ve sonrası oldu. Son 10 yılda;Tüm cumhuriyet kazanımları tüm varlıklarımız, devlet küçülecek diye özelleştirme adı altında satıldı. Eşe-dosta peşkeş çekildi. Alanlar yatırıma yönelmedi. Kendileri zengin oldu. Yeni zenginler türedi, Fabrikalar kapandı, işçiler sokağa atıldı. İşsizlik, yoksulluk arttı. Bugün resmi rakamla çalışan nüfusun %15’i işsizdir.

      Sonuçta:

      Ekonomi çöktü. Tarımı, hayvancılığı, sanayi bitmiş, tüm ihtiyaçlarını dışarıdan karşılayan, milli geliri (emeğimizin karşılığını) borca yatıran ülke olduk. Milli gelirden payını alamayan halk çoğunluğu, işsiz, aç, yoksulken küçük bir azınlık ülkenin gelirini paylaşıp, halkın sırtından zenginleşti. %10 Açlık sınırında, %40 Yoksulluk, %25 Orta sınıf fakir, nüfusun %25’i gelirin %50 sini YİYOR. İşin acı yanı, yoksul işsiz bırakılanlar kendisini kimlerin aç, işsiz bıraktığının farkında değil, onların sadakalarına muhtaç yaşıyorlar.

      Toplum, Etnik – dini kamplara bölündü. Terör tırmandırıldı, İrtica tırmandırıldı. İşin kötüsübu siyaset erkek karşısında eşit yurttaş olma hakkını, batılı kadınlardan çok önce Atatürk devrimleri ile alan kadınlarımız üzerinden yapılmakta.

       Sonuç: Yeni sömürgeci düzen Türkiye’de ulusal devleti yıktı – böldü.

       Sıra Demokrasiye geldi. Müslüman Ortadoğu’da, tek demokrasi olan Türkiye’de gelinen bu noktada amaç; Ilımlı İslam projesi ile laik düzenin yozlaştırılması, özgürlüğe indirgenmiş laiklikle, toplum yapısının dinin denetlemesine, yönlendirmesine açılması, laik toplum düzeninin yerine, İslami toplum düzenin getirilmesi, ulus devletten vazgeçilip, önce özerk eyaletlere, sonra federasyona geçilmesi, ülkenin bölünmesi ve Başkanlık sistemi ile, Türkiye’ye uygun (!) Tek kişi diktatörlüğüyaratmak suretiyle ABD’ye bağımlı bir yönetimin bu yolla devamının sağlanmasıdır.

Bugün Ortadoğu’da İslam ülkeleri halkları demokrasi için mücadele verirken, bizler Cumhuriyetimizin 87 yıllık kazanımlarını, demokrasiyi kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıyayız.

İşin kötüsü, medya ve aydınlarımız(!) hergün Ortadoğu’da yaşananları manşete taşırken, ülkemizde oynanan bu oyun için duyarsız kalmakta, görmezden gelmektedirler.

Ama unutulan bir şey var. Türkiye’de demokrasinin altyapısı Devrimlerle oluştu, 60 yıldır da uygulanmakta. Kör, topal olsa da toplum demokrasiyi, özgür yaşamı içselleştirmiştir.

Belki bugün özgürlüklerinin değerini yeterince bilmemekte, kanıksamış görünmektedir. Ama kaybettiğinde bunun mücadelesini verecek gücü her zaman vardır. Demokrasiden uzaklaşacak bir yönetim hangi ad altında gelirse gelsin, ulusun kabul edemeyeceği bir olgudur. Toplum bu noktada mücadeleyi seçer.

Bu nedenle tüm ulusa sesleniyoruz:

Çok geç kalmadan, önümüzdeki genel seçimler için; genci, yaşlısı, emeklisi, çalışanı, emekçisi, memuru, esnafı, köylüsü, kentlisi ile Birlik olalım; yeniden bağımsız ulusal bir yönetim, demokrasi için tüm ulusalcı Siyasi Partileri Birlik olmaya çağıralım: Bu Cumhuriyet bizim.

Comments are closed.