Cumhuriyet Kadını Bir Öğretmenin Ardından “Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu”

Cumhuriyet Kadını Bir Öğretmenin Ardından

Aynı hafta içinde iki önemli gün vardı bu yıl, Emekçi Kadınlar Günü ve 14 Mart Tıp Bayramı.  Anılacak çok kadınve doktor var şüphesiz. Ben, bu ülkeye çok emeği geçmiş, Cumhuriyetimizin yetiştirdiği bir kadın doktoru, öğretmenim Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu’yu anacağım.

Kâmile Şevki 1906 yılında İstanbul’da doğduCumhuriyetçi ve aydın bir ailede yetişti. O yıllarda kızların tıp okuması düşünülmüyordu bile. Kâmile Şevki de bu görüşlere aldırmadan, 1924 yılında İstanbul Kız Lisesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Darülfünunu (üniversitesi) Tıp Fakültesine kaydoldu. O yıllarda Mustafa Kemal’in izinden gidenler kadınların doktor olamayacağını savunan gericilerle yoğun bir mücadele içindeydi. Bu durumu şöyle anlatmıştı Kâmile Şevki sonraki yıllarda “Kızların Hukuk Fakültesine kabul edildiği 1921’deki menfi efkârı umumiye Tıp Fakültesi için devam etmekteydi. Gazetelerde kadınların doktorluk yapabilmelerinin imkânsız olduğuna dair çıkan yazılarda, mutaassıp fikirlerden başka, kadın organizmasının biyolojik farkı da ileri sürülmekteydi. Kızlar ise, büyük bir mücadeleye girişmişlerdi. Gruplar halinde, fikirlerine itimat edilir zevatı bir bir ziyaret ediyorlar ve ikna etmeye çalışıyorlardı. Usandırıcı derecedeki bu ziyaretlerin ve lehlerine çıkarabilmeye muvaffak oldukları yazıların yardımıyla gayelerine eriştiler. Eylül 1922’de Tıp Fakültesi’ne 10 kız talebe girdi. Doktorluğun cinsiyeti olmadığını kanıtlamıştı kadınlar. Tıp Fakültesinin ilk kadın öğrencileri teorik derslerde herhangi bir sorun yaşamadılar, ancak uygulamalı derslerde ciddi sıkıntıları vardı. Başlarını örtme, uzun ve kapalı giyinme zorunluluğu nedeniyle, hastanın kalbini, akciğerlerini dinlemek, yani tanı koymak için gerekli çalışmaları yapmak olanaksızdı. Cumhuriyet kadınları ve tıbbiyeli olarak üzerlerine düşen görevi yapmışlar, 1926’da bir öğrencinin laboratuvarda bu şekilde çalışmakta zorlanıp tesettürü ve uzun mantoyu çıkarıp atmasıyla, tesettür zorunluluğundan kurtulmuşlardı. Kâmile Şevki de bu aydınlık ortamda öğrenciliğini sürdürürken patoloji laboratuvarında gönüllü olarak çalışmaya başladı. Öğrenciyken yaptığı çalışmalarda ulaştığı bilgileri, Darülfünun Tıp Mecmuasında 1928 yılında yayımlattı. Büyük emek vermiş, mikroskoptan fotoğraf çekme yöntemi olmadığından, doku resimlerini de çini mürekkebiyle kendisi çizmişti. Bu, öğrenciyken akademik bir dergide makalesi yayımlanan ilk Türk bilim kadını olma onurunu verdi ona.

Tıp Fakültesinden 1930 yılında  mezun oldu ve Patoloji (hastalık bilimi) Kürsüsünde asistanlığa başladı. Dördüncü Milli Tıp Kongresinde, 1931 yılında, çalışmalarıyla ilgili bir sunum yaptı. Eğitim için 1933 yılında Berlin Üniversitesine gönderildi. Burada iki yılını laboratuvar çalışmalarına adadı ve1934 yılında böbreküstü bezinin iç katmanındaki kromla boyanan hücrelerde hormon salgılayan özel tanecikleri ortaya çıkaran yeni bir teknik geliştirdi. “Şevki Metodu” olarak uluslararası dergilerde yer alan bu teknik pek çok makaledekaynak olarak gösterildi. Dr. Kâmile Şevki 1935 yılında Almanya’da eğitimini tamamlayıp İstanbul’a döndü ve Türkiye’nin ilk kadın patoloji (hastalık bilimi) uzmanı oldu.  Ankara Numune Hastanesine patoloji uzmanı olarak atandı.  Patolojinin “ölü bilimi” olarak kabul edildiği, birçok tıpçı için bile öneminin anlaşılamadığı bir dönemde, Kâmile Şevki tüm zorluklara karşın çalışmalarınısürdürdü ve hastanesine bir patoloji laboratuvarı kurdu.

Dr. Kâmile Şevki 1945 yılında açılan Ankara Üniversitesinin kurucuları arasında yer aldı. Aynı üniversitenin Histoloji ve Embriyoloji  (Doku ve Döl Bilimi) Kürsüsüne kurucu profesör başkan olarak atandı. Kadınların mezun olduktan sonra, hekimlik yapmakta zorlandığı bir dönemde, direnişçi, çalışkan ve aydın kişiliğiyle, Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü olmayı başarmıştı. Türk hekimliğini diğer kültür memleketlerindeki düzeye çıkarma amacıyla çalışan cumhuriyet kadını Kâmile Şevki 1945 14 Mart Tıp Bayramında hekimlik sanatı” konulu bir konuşma yapmışve tüm öğrencilerine şu öğüdü vermişti Parolamız şu olsun:  “öğrenecek şeyimiz çok, vaktimiz az!”

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin 19 Ekim 1945’deaçılış törenindeki ilk dersinde de canlıların yapı ve biçimini inceleyen (morfoloji) bilimlerin tıptaki önemini anlatmış ve “hücreyi tanımak demek hayatın felsefesini yapmak demektir. Çünkü hücre aslında tek hücre ile başlayan hayatın felsefesidir” demişti. Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu  1951 yılında Ankara Üniversitesi Senatosunun ilk ve tek kadın üyesi oldu. Amerika Birleşik Devletlerinin Pennsylvania eyaletinin Philadelphia kentinde de 1959-1962 yılları arasında konuk öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdürdü.

Histoloji ve embriyoloji alanında yaptığı çalışmalar, yazdığı ders kitapları ve tabii ki yetiştirdiği öğrencilerle, ülkemizde bu alanda yetişmiş insan sıkıntısı yaşanmasını tek başına engelleyen öğretim üyesidir. Bilimi yanında örnek kişiliğiyle öğrencilerine yol gösteren bir öğretmen olmuştur. Yaşamının amacını araştırma, çözüm üretme ve çok çalışma olarak özetlemek yerinde olur. Öğrencileri ve beraber çalıştığı bilim insanları, onunla ilgili hep aynı saptamayı yapmış veyorulmak bilmez bir biçimde, herkesi kendine hayran bırakarak ve müthiş bir heyecanla çalışıyordudemişlerdir.

Çeşitli olanaksızlıklara karşın histoloji (doku bilimi)  kürsüsünü kurmuş, laboratuvar açmış, teknisyen ve asistan yetiştirmiş, bir kitap için gerekli resimler ve doku bilimiyle ilgili preparatlar hazırlanmıştır. Ancak, o zamanki koşullarda bir kitap hazırlamak zordur ve çok zaman almaktadır. Kendi ifadesiyle senelerden beri benden ısrarla kitap isteyen talebelerimin bu hususu takdir edeceklerini ve maziye karışan zamanın kendilerine imkân nispetinde daha verimli bir eserin hazırlanması için harcandığına kani olacaklarını umarım” diyerek emeğini ortaya koymuş ve Türkiye’de orijinal mikrograflara (bir nesnenin mikroskop altında çekilmiş fotoğrafı) dayalı histoloji bilgileri veren  ilk tıp ders kitabı olan Histoloji adlı eseri 1955 yılında yayımlanmıştır.

Bizler yetiştirdiği öğrencileri olarak Türkiye’nin çeşitli bölgelerine dağılıp bu ülke için çalıştık, unvanlar aldık, Mustafa Kemal’in askerleri olduk. Ama onun gibi olamazdık, o başkaydı. Öğretmenimiz Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu Atatürk’ün yanağını okşayıp onu sonsuzluğa uğurlayan tek cumhuriyet kadınıydı. Ata’nın tabutunun açılma görevi bir kadın doktora emanet edilmişve o da bu kutsal görevi yerine getirmek için 9 Kasım 1953 Pazartesi günü 40 derece ateşle babasının başına koşmuştu.Tıbbiyeliler zaten her zaman Mustafa Kemal’in yanında olmuştu. O gün de tıbbiyeli olmayı hak eden bir kadın Atatürk’ü son yolculuğuna uğurlamak için başucundaydı. Zaman durmuştu, çıt çıkmıyordu. Fenalık geçiren bazı erkeklere karşın o çok dayanıklıydı. Sevgili insanı örten muşambayı göğüs hizasına kadar açmış yüzünü kaplayan ıslak pamuğu kaldırmış ve bu yüce insanın yüzü ortaya çıkmıştı. Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu, kadını özgürleştiren, birey yapan ve erkek egemen toplum içinde var oluşunu sağlayan adamla, Atatürk’le yüz yüzeydi. Yurdunu yedi düvelin işgalinden kurtaran, çağdaş uygarlık düzeyine ulaştıran, kısacık ömründe büyük işler başaran babasının yanağına dokundu, okşadı. O an neler hissettiğini  “bir an için sanki konuşacakmışız gibi hissettim” diyerek ifade edecekti. Prof. Mutlu gördüklerini daha sonra, Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata’nın heykel gibi duran yüzü ile karşılaştım. Kalın kaşlarından birkaç tel kopmuş, sol göz kapağının üstüne düşmüştü. Atatürk Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyuyor gibiydi.” diyerek anlatmıştı.

Daha neler duyumsadı bilmek olanaksız. Ben bazen kendimi onun yerine koyuyorum ve bu görev bana verilseydiAtatürk’üm hadi uyan, bizi ayağa kaldır, yeniden kurtarülkemizi diye içimden haykırırdım. Ama yüreğimdeki yerinden seslenerek bana vereceği yanıtı da biliyorum: ben uyuyacağım, emanet sizde, benim rahat uyumam için siz uyumayın.

Öğretmenim 1976 yılında emekli oldu, 1987 yılında da Atatürk’üne kavuşmak için son yolculuğuna çıktı.TÜBİTAK tarafından 1994 yılında  Hizmet Ödülü’ne layık görüldü.

Atatürk’ümü okşayan o eli öpülesi öğretmenimi ve beni yetiştiren tüm öğretmenlerimi saygı ve sevgiyle anıyorum. Gericiliğin, yobazlığın karşısında olan, bağımsızlığın, ulusçuluğun, özgürlüğün savunucusu ve direnişçi tıbbiyeli ruhunu yitirmemiş bütün meslektaşlarımın bayramını kutluyorum.

Prof. Dr. Esmeray Acartürk

14 Mart 2021 Marmaris

İsmail Saidoğlu

Atatürkçü Düşünce Derneği Orhangazi Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir