Gedelek’te Ermeni Vahşeti , Nevzat Okumuş Yazdı

GEDELEK’TE ERMENİ VAHŞETİ

Nevzat Okumuş

Yıl 1982. Yani 35 yıl önce. Orhangazi’ye ait yaptığım çeşitli araştırmalar içinde ‘Gedelek’teki Ermeni Vahşeti’ de vardı. Yazıyı hazırlamamda dönemin Muhtarı merhum Mehmet Girgin çok yardımcı olmuştu. Ermeni vahşetini yakından görmüş veya yaşamış , duymuş olan yaşlılarını topladık. Şimdi olmayan Muhtarlık binasının merdivenlerine dizip fotoğrafladım ve yazıyı hazırladım. Röportaj, kısımlar halinde şimdi yayın hayatında olmayan Yeni Orhangazi Gazetesi’nde yayınlandı.

Yazıdaki anılar şöyleydi ;

Mondros Mütarekesi’nden (Ekim 1918) yaklaşıl 20 ay sonra ilçemize bağlı Gedelek Köyü’nde yerli Ermenilerin yağma hırsına eklenen vahşeti yaşayan sayısız insan, ya öldürüldü, ya sakatlandı, ya zulüm gördü veya başaranlar kaçabildi. Çok yazarın “Orhangazi’deki Zulüm” diye kitabına aldığı bu vahşet aslında, Gedelek Köyü’ne, savunmasız insanların yaşadığı bu şirin köye inen, komşu köyde oturan Ermenilerden başkası değildi. Yukarıbenli (Halen Gemlik’e bağlı Şahinyurdu) Ermenileri sayıları 300’e varan silahlı bir grupla köyü ansızın basmış, yağma ve vahşet ne varsa ortaya koymuşlardı. Bu şımarık azınlık, mütarekenin getirdiği anlaşılmaz maddeler ile Rum ve İngiliz işbirliğinde silahlanarak, yörede kan kusan, bu yurdun asıl sahibi ulusa insanlıkla ilgisi olmayan davranış ve tutum içinde bir görünüme bürünmüşlerdi. Asırlardır bu ulusun himayesinde, dinlerine, inançlarına karışılmadan, ekonomik ve kültürel değerlerine zarar gelmeden yaşayan bu azınlık, tökezleyen bir tarihi olayla Türk Ulusu’nun başına bela kesilmişti. ‘Ermeni Tehciri’ diye bilinen olay yıllarında (1915) yöremizdeki Ermeni ve Rum’lardan da yurdumuzu terkedenler olmuştu. Daha sonra savaşı yenik kapamamızla birlikte kendilerine o dönemin parasıyla 50 lira ödenerek yeniden geriye dönmüşler, ancak bu dönenler aldıkları parayı çoğunlukla silahlanmaya ayırmışlardı. Böylece Orhangazi yöresinde de silahlı Ermeni ve Rum çeteleri görülürken, bunların dışındaki azınlık, özellikle Ermeniler, bundan büyük güç alıyor ve beraber yaşadıkları Türklere olmadık kötülükleri yapmaktan geri kalmıyorlardı. İşte anlatacaklarımız, o günleri yaşayanlardan derlediklerimiz, Gedelek’teki Ermeni vahşetinden başka birşey değildi. Bundan 25 yıl önce Gedelek Köyü (Mahallesi)’nde bu konuda araştırma yapmış ve Ermeni vahşetini yaşayan onbir yaşlı köylü ile o anlatılamaz süreci gün ışığına çıkarmayı, bazı bilinmeyenleri ortaya koymaya çalışmıştım. Elimdeki bilgileri bir süre bekletmek zorunda kalırken, yaşları 73-86 yaş arası olan o gruptan bugün kalan olmadı. Kendilerine minnetle rahmet dilerken, vahşeti teker teker kendi anlatımlarıyla aktarıyorum :

Mustafa BAYER (Kurtuluş Savaşına da katılmış bir gaziydi) ; Köyü basan yerli Ermenilerin elinden kaçan Mustafa Bayer, o acı günleri şöyle dile getiriyordu; “Hacı Osman’ın evine doldurdukları kadınlı-erkekli köylüyü yaylım ateşine tutarak, bombaladılar. 40-50 kişinin öldüğünü sandığım bu olay sırasında beni yakalayan silahlı Ermeniler, önce üzerimdeki tüm elbiseleri çıkarttılar. Bir fırsatını bulup, Köy imamı olan Bahri Hoca ile birlikte kaçmayı başardık. Arkamızdan ateş ettiler fakat isabet etmedi. Daha sonra Kumla civarındaki Yörük Ali’ye sığınarak, giyindik ve karnımızı doyurduk” Mustafa Bayer, daha sonra Yalova’ya bağlı Kabaklı Köyü’ne giderek, buradan Kuvayi Milliye’ye katılır. Geyve’den de Kurtuluş Savaşı’na iştirak eder.

Hüseyin SEVİNÇ ; (Mısır’da İngilizlere esir düşmüş bir gaziydi). “O sırada ben köydeydim. Köyün yerli Rumlardan Yorgi adında bir korucusu vardı. Muhtar, Ahmet Çavuş’un Osman’dı. Yukarıbenli’den 200-300 kişilik yerli bir Ermeni grup köyümüzü yağmaya gelmişlerdi”

Osman GÜNDOĞDU ; Pınarbaşı’ndaki Faik’in değirmeninde toplanan kadın ve kızlara eziyet ve zulümde bulunan Ermenileri anlatan Osman Gündoğdu, “Maraz Ömer’in Salih ile Mehmet Ağa’yı vururlarken gördüm” İbrahim BOĞAN ; İbrahim Boğan, Ermenilerin köye geldiğinde muhtar olan babası Koca Ali zamanında silahların daha önce toplandığını ve katliamdan önce Karacaali’ye giderek kurtulduklarını belirtmişti.

Hüseyin GİRGİN ; Ermenilerin Yanık Hacı Ümmet’e ait davarları götürdüklerini anlatan Hüseyin Girgiin, kadınlara çok hakaret edildiğini ve döverek para istediklerini belirterek, “Ahmet Çavuş’un kızını götürürlerken gördüm” demişti.

Halil ATALAY ; Ermenilerin önce köy muhtarından para istediklerini, vermedikleri takdirde köyü yakacaklarını söyleyen Atalay, “Önce kadınlı-erkekli bizi kahveye kapatıp, köyü yağmaladılar. Topal Ali Dayı’ya büyük hakaret ettiler. Bizi Hacı Osman’ın evine doldurup, imhaya giriştikleri sırada kaçmayı başardım. Kaçarken yanımızda bulunan Nalbant’ın gelini Hatice’yi ensesinden kurşunlayarak öldürdüler. Etraftan, kaçan kadın ve kızların çığlıklarını duyuyordum. Bazılarını yakalayarak olmadık vahşette bulunuyorlardı. Dağa kaçıp, saklandık. Ot-yaprak yiyerek karnımızı doyurduk. Türk çeteleri gelince bir kısmımız onlarla gitti. Biz önce Kumla’ya, daha sonra Gemlik’e gittik. Gemlik’e girdiğimizde bizi taşlamışlardı. Bursa’ya kaçarak kurtulduk”

Osman KAHRAMAN ; Katliam sırasında dört kişiyle birlikte kaçmayı başaran Osman Kahraman, daha sonra köye döndüğünü, açıktaki cesetleri merdivenle kazdıkları hendeklere taşıdıklarını ve elbiseleriyle gömdüklerini belirtirken, “20 kadar ceset bulduk. Evlerinde yanarak ölen, vurularak ölüp başka yerde kalan ve daha bilmediğimiz nice köylüler vardı” diyordu.

Hüseyin ŞENER ; Katliamda bulunmayan, fakat o günleri yaşayan Hüseyin Şener, İstiklal Savaşı’na katıldığını, Gökbayrak Cemal’in taburunda hizmet gördüğünü ifade etmişti.

Salih BAŞARAN ; Kumla civarından odunculuktan gelen Salih Başaran, o sırada köyün Ermenilerce ateşe verildiğini hatırlıyordu.

Ahmet ŞEREF ; Askerden dönerken (1. Dünya Savaşı), köye yaklaştığında, Ermeni harekatını öğrenen Ahmet Şeref, köye girmeyerek uzaklaşıyor. Daha sonra ise Bursa’da Sadettin Efe’nin yanında milis kuvvetlerine katılarak, Kurtuluş Savaşı’na katıldığını belirtiyordu.

İbrahim ERDEM ; Köydeki Ermeni zulmünü en büyük acılarıyla hatırlayanyardan biriydi İbrahim Erdem. Yukarıbenli’den gelen Ermenilerin içinde Gürleli Ermenilerin de bulunduğunu belirtiyor ve bir eve doldurulduklarını ifade ediyordu. Sol kürek kemiğinin üzerinde parçalanmış bomba izleri taşıyan Erdem, annesi Zehra’nın katliam sırasında gözleri önünde öldürüldüğünü söylerken, kızkardeşi Hayriye’nin ise (O sırada 11 yaşında imiş) atılan bir bomba ile alt çenesini kaybettiğini yüreği yanarak anlatıyordu. “Nalbantın gelinini İngiliz mavzeriyle vurdular” diyen İbrahim Erdem, Ermenilerin “Allah !” diye bağıran köylülere, “Allah sizi bıraktı, bize döndü” dediklerini, köyde Kavasın Halil’in kucağındaki yeni doğmuş bebe ağlamasın diye ağzına mendil tıkadığını, ancak bebeğin havasızlıktan öldüğünü hatırlıyordu. İşte böyleydi Gedelek’teki Ermeni vahşeti. Olmayan haklılıklarını başka yollarla anlatmaya çalışırken, yaptıklarını görmezden gelen Ermeniler, bu köyümüzde onulmaz yaralar açmıştı. Bu köyümüzde (Mahallemizde) Ermenilerce şehit edilen vatan evlatları anısına bir “Şehitlik” yeri düzenlenmiş. Ancak ne yazıktır ki, il yetkililerirce verilen şehitlik sözü yerine getirilememiştir. (Yazı 35 yıl öncesine aittir)

Yıllar öncesinin bu tarih kokan Röportajı için Değerli Öğretmenimiz Nevzat Okumuş’a Teşekkür ediyoruz.

İsmail Saidoğlu

Atatürkçü Düşünce Derneği Orhangazi Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir