Uğur Mumcu Basın Açıklaması

Değerli Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan gibi aydınlarımızı katlederek amaçlarına ulaşamayacaklardır. – 24.01.2011

Önce aydınları vuruyorlar.
İran’da da böyle oldu bu; Irak’ta da…
Böylece ilk ve en önemli direniş barikatı çökertilmiş oluyor. Toplumun fikir kaleleri bir kez düştü mü, ilhak kolaylaşıyor.Sonra fikren çölleştirilen ülkenin yeniden yeşermesini engellemek isteyen “karanlık”ın güçleri, “aydınlık”a saldırıyor.
“Entel-dantel” alaycılığıyla okuyup yazmışlık, itiraz hakkı ve muhalif gelenek ayaklar altına alıyor.
Vicdanını, irfanını, ışığını yitiren toplum karanlığa gömülüyor.
Değerli Uğur Mumcu ve Gaffar Okkan gibi aydınlarımızı katlederek amaçlarına ulaşamayacaklardır.Önce aydınları vuruyorlar.
İran’da da böyle oldu bu; Irak’ta da…
Böylece ilk ve en önemli direniş barikatı çökertilmiş oluyor. Toplumun fikir kaleleri bir kez düştü mü, ilhak kolaylaşıyor.Sonra fikren çölleştirilen ülkenin yeniden yeşermesini engellemek isteyen “karanlık”ın güçleri, “aydınlık”a saldırıyor.
“Entel-dantel” alaycılığıyla okuyup yazmışlık, itiraz hakkı ve muhalif gelenek ayaklar altına alıyor.
Vicdanını, irfanını, ışığını yitiren toplum karanlığa gömülüyor.
Uğur Mumcu’yu “Uğurlar olsun” türküleriyle uğurladığımız o uğursuz 24 Ocak sabahı “Bir Uğur gider, bin Uğur gelir” diye beylik konuşmalar yapılmıştı.
Hadi itiraf edelim:
“Bin”den geçtik, bir tane gelmedi.
Türkiye’nin tartışmasız en iyi araştırmacı-gazeteci örneği katledildikten sonra o mirası sahiplenen bir tek gazeteci yetişmedi.
Ne onun kadar dosyasına hâkim yazar çıktı; ne onun kadar ısrarlı takipçi…. Arabasına konan bomba, onun kadar cesur olabilecekleri de ürküttü. Daha da kötüsü, “Vurulduk ey halkım unutma bizi” diyerek vurulan kalem, yıldönümü haberleri arasında unutulmaya yüz tuttu.
Bugün Mumcu’nun kaybının Türkiye’ye neye mal olduğunu çok daha iyi anlıyoruz. Susurluk’u kaza olmadan çözmüştü; kazada bütün pislik ortaya saçıldı; ama hesabı sorulamadı. Dahası, pisliği üretenler terfi etti. İçeri atılan birkaç tetikçi de çıkmak için gün sayıyor. Abdi İpekçi şanslıydı; Uğur Mumcu gibi bir dostu vardı. Mumcu, bir dedektif

titizliğiyle izini sürdü Mehmet Ali Ağca’nın… Bulgar bağlantısından, Papa suikastına uzanan kanlı yolda silah-uyuşturucu kaçakçılığına bulanmış uluslararası terörün peşine düştü.
Ve “Ağca Dosyası”nda suikastın bireysel olmadığını ortaya koydu.
Kitabının önsözünde şöyle diyordu:
“İpekçi cinayetinin aydınlatılması, yalnızca seçkin bir gazetecinin kanlı tabutu üzerinde gittikçe yoğunlaşan sis perdelerini kaldırmayacak, aynı zamanda çokuluslu terörün bir bölümüne de ışık tutacaktır”.
O cinayeti aydınlatırken yoğunlaşan sis perdesinde, kendi girdi kanlı tabutun içine…
Mumcu’nun şanssızlığı, ardından gelen bir Mumcu olmamasıydı.
Aydınlarımızı gömüp peşinden “Yiğidim aslanım” türküleriyle nerede yattığını işaretlemeye bayılıyoruz.
Ama kavgayı onun bıraktığı yerden sürdürmeye, eksik dosyaları tamam etmeye, karanlığın üstüne yürümeye yokuz.
Uğur Mumcu Vakfı, o gittiğinden beri araştırmacı gazeteciler yetiştirmek için programlar uyguluyor.
Ancak asıl görev medyaya düşüyor.
Gazetelerin, dergilerin, televizyon haber servislerinin araştırmacı-gazeteciliğe para, kadro ve zaman ayırması, dünyaya gündelik haber akışını aşan bir perspektifle bakması gerek…
Yoksa ülkemiz ağır ağır karanlığa gömülürken, biz korkudan türküler söyleyip geçeceğiz, uçsuz bucaksız aydınlar mezarlığının köşesinden… Üzerimize düşen görevi yerine getirmeden ve sadece birbirimizle çekişerek… Birleşmeyi düşünmiyerek. Karşı devrimcilerin ekmeğine yağ ve üzerine de bal sürerek.

Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir