Tansel Çölaşan Yazdı| Türkiye’de Laiklik, Eğitim ve Kadın

Hukuk ve devlet düzeninin akla ve çağdaş bilime dayanmasını sağlayan laiklik ilkesi, yüzyıllar boyu şeri kuralların egemen olduğu bir din devletinin mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti’nde Batı’da taşıdığından çok daha kapsamlı bir anlama ve işleve sahiptir. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin benimsediği laikliğin en önemli ayırıcı niteliğinin ” din kurallarının devlet düzenine müdahale edememesi” olduğunu vurgulamak zorunluluğu duymuştur.

Gerçekten Cumhuriyet’in benimsediği laiklik ilkesi, kişilerin vicdan ve ibadet özgürlüklerini güvence altına alırken, imanla, ibadetle ilgisi bulunmayan din kaynaklı kuralların siyasi, hukuki, sosyal sorunların çözümünde egemen olmamalarını öngörür.1961 ve hatta 1982 Anayasası bile, Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini belirleyen başlangıç kısımları ile 2. maddelerinde sadece laiklik ilkesini değil, aynı zamanda “Atatürk’ün tüm devrim ve ilkeleri ile çağdaşlığını” da Cumhuriyetin temeli olarak ilan etmişlerdir.

1923 ‘ten, hatta 1908’den beri, tüm ilerici adımların kaldırılmasını hedef alırken, sadece vicdanlarda yer alması gereken inançların, devlet ve toplum yaşamında egemen olmasını isteyen zihniyet ne yazık ki bugün iktidardadır.

Resmî verilere göre Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin 10 milyar, MEB Din Eğitimi payının çoğu bakanlık bütçesinin üstünde, 8 milyar olduğu, tüm eğitimin imam-hatipleştirildiği, laik eğitimin her düzeydeki okulda sonlandığı, devlet okullarında dini vakıf ve tarikatların eğemen olduğu, ana okullarında ufacık kız çocuklarımıza, değerler eğitimi adı altında onları ömür boyu kul yapacak, toplumu ümmet yapacak bilinç dışı inanç telkini yapıldığı, okullu sayısının hızla düştüğü, çocuk gelinlerin hızla çoğaldığı, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “müsait” sözcüğünün karşılığının “kolay kadın” olduğu, kadın cinayetlerinin sıradanlaştığı bir ülkede; KADIN HAKLARINDAN söz etmek akıl tutulmasıdır.

ATATÜRK Devrimi, Cumhuriyet, bir aydınlanma ve çağdaşlaşma hareketidir. Toplumu orta çağdan çağa taşımış; devletçi, halkçı, devrimci, laik demokratik bir yapıyı topyekün kalkınma ile kurmayı amaçlamıştır. Bu yapı ancak, laik, bilimsel, ulusal, kamusal ve karma eğitim modeli ile mümkün olabilirdi. Onu gerçekleştirmiştir. 

Bugün siyasi islamı hedefleyen bir siyasi yapının eğitimi de tabi ki cehaletin örgütlenmesi olacaktır. O halde, mücadelenin zemini kaybettiğimiz Cumhuriyeti “yeniden” inşa etmek olmalıdır. 

Yaşasın kadınların DEVRİMCİ mücadelesi,
Yaşasın ATATÜRK CUMHURİYETİ

Tansel Çölaşan

Danıştay (E) Başsavcısı || Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Önceki Genel Başkanı

İsmail Saidoğlu

Atatürkçü Düşünce Derneği Orhangazi Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir